Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Hazırlık ve Stockholm'e Uçuş

Cuma günü ofisten bayram tatili için izin alıp eve geldiğimde öğle saatleriydi. Önceki geceden hazırladığım malzemeleri kutuya yerleştirdim (sıkıştırdım da denebilir). Toplamda 2 heybe, 1 sırt çantası, 1 gidon çantası ve bisiklet. Konuşurken ne kadar da basit:)

Her ne kadar uçuş saati 21:45 olsa da uçak Sabiha Gökçen'den kalkacağı için insan tedirgin oluyor. Beşiktaş'ta oturuyorsanız ve yükünüz de ağırsa diğer taraftan uçmak için en mantıklı seçenek bir şekilde kendinizi Taksim'e atıp oradan da Havataş mı, Havaş mı, Havabus mı artık adı neyse onu kullanmak olacaktır. Ben de öyle düşündüm ve Kurtköy'e doğru yol aldım. Valideçeşme civarından Taksim'e giden taksi bulmak istiyorsanız sağlam sinirlere sahip olmanız gerekir. Sonuçta "kısa mesafe diye bir şey var kardeşim!". Amenna deyip insafına kalmış bir taksici arkadaş lütfetti de bir şekilde Taksim'e ulaştım. Az önce ismini farklı versiyonlarda telaffuz ettiğim firmanın aracını kullanıp havaalanına doğru yol almaktı niyetim ama o da ne? Araç, güzergahı gereği birinci köprüye (Şehitler Köprüsü) ulaşmak için Beşiktaş'a inmek zorunda. Beşiktaş'ta ise bayram arefesi nedeniyle trafik kilit olunca otobüsteki bazı yolcular uçağını kaçırdı. Çünkü This is İstanbul! Ben neden akşam 21:45'teki uçak için öğlen 3'te yola çıkıyorum düşünün.

Toplamda 28.5 kg civarı bir yüküm olmasına karşın içinde gereksiz olduğunu düşündüğüm şeyler de var. Bu konuya ilerleyen yazılarda değineceğim. 1 Ortlieb ve sırt çantası üzerimde olduğu için 25.6 kg sadece kutudakilerin ağırlığı oluyor.  

Gideceğim tek yer havaalanı 
Bana lazım yeni yaşam alanı 
Gözünün önünden uçup giderek 
Nasıl söndürdüm bütün havanı

Yukardaki dizelerde göreceğiniz üzere şair burada lastiklere seslenmiş. Uçakta bisiklet taşımak isterseniz lastiklerin havasını mutlaka indirmeniz gerekiyor. Havaalanı görevlisi tarafından bisiklet X-Ray cihazında incelendiğinde kutuyu açıp tekerlerin havasını indirmenizi isteyeceklerdir. Zaten o şekilde sokamazsınız da yine de bilgi vereyim. Bu durum aynı zamanda sizin için de iyi olur. Yoksa basınç yüksek irtifada sıkıntı yaratacak ve lastikleriniz "güümm!"

Hafif olmak güzeldir. Aslında her şey kutuyu büyük bagaj alanına teslim edene kadar.

Yurtdışı çıkış harcı pulu, satış ofisinden bisiklet taşıma kağıdı zımbırtısı -ki bunun için Pegasus yurt dışı uçuşlarında 45 dolares alıyor-, bilet, check-in, ıvır zıvır derken büyük bagaj alanına bisikleti teslim edip (teslim değil de bırakmak aslında, bana "öylece bırakın" dendi) pasaport kontrolüne ulaşınca insan ister istemez "acaba?" diye soruyor kendi kendine. Heisenberg gibi düşün, sakin kal, gerilim yaratma! Yan taraftan geçince sonunda "ohh" dersin. 

Neyse geçtim gittim ama 6 saattir su içmediğimi farkettim. Evet, bulunduğum yer dağın başı değil ama çantalar, kutu, oradan oraya koşturmaca derken su içmek insanın aklına gelmiyor bir şekilde. Sürekli gerilim hali. Sudan ziyade bira tükettiğim için de duty free kıyılarına yanaşıp lagerleri kaptım. Viskidir, votkadır derken raflarda bira pek gözükmüyor. Güç bela buldum, banka oturup dinlendim biraz. 

Çantalara malzemeleri pay ederken çadırın polleri ve alyan takımını yanıma aldığım Ortlieb'ın içerisine atmışım. Düzenli olmama rağmen unutkanlığımın cezasını çok ağır ödüyordum az kalsın. Son bagaj kontrolüne geldiğimde "Aha yakaladık" havalarında olan bagaj kontrolcüsü arkadaşlar benden bunları alıp kenara koydu. Yapmayın etmeyin nidalarım fayda bulmadı. Her ikisi de tur öncesinde hayati öneme sahip şeyler. Alyan takımı olmadan bisikleti kuramam, poller olmadan çadırı doğru düzgün ayakta tutamam. Yani Stockholm'den temin etmek lazım ama uğraş dur şimdi. Kontrol görevlisi "Bilet kontrolünden görevli bir arkadaş ile gelirseniz ona teslim edebilirim" dediği gibi kapıya yöneldim. İyi de "edebilmek" ne demek? Eder misin, edemez misin? Stockholm uçuşu için görevliler henüz kapıdaki yerlerini almadılar ama aynı firmadan 2-3 kişiye rica etttim. Pek o taraflı olmadılar. Kapı ile bagaj kontrolü arası oldukça uzak mesafe diyebilirim, tahmini 10 dakika, koşturarak 5-6 dakika gibi. İçime bir his mi doğdu nedir, yukarıya doğru koşturdum yeniden. Kapı görevlisi arkadaş tam aşağı kata inecekken "Stockholm'e mi?" diye sorunca aradığım kişi olduğunu fark ettim. "Normalde olmuyor, bizim gitmemiz yasak, o uygulama kaldırıldı geçen hafta" diye söylendi haklı olarak. Çünkü adamın öyle bir görevi yok. Aşağıya inip kapıda bilet kontrolü yapacak. Durumu anlattım. Yalvar yakar bagaj kontol noktasına gittik. Polleri ve alyanı aldık. Kaydını tuttular tabi. Kapıdaki bilet kontrol noktasında en son beraber gideceğimizi söyledi. Ben de kontrol noktasından aldığım zımbırtıları yeniden çantaya atıp uçağın bagajına koyması için görevli arkadaşa verdim. Kaçıncı kez "ohh" dedim bilemiyorum ama sanırım uçağa girip oturmak en rahatlatıcı şeydi o gün benim için. Kapı görevlisi arkadaşın ismini tam hatırlayamıyorum fakat bir gün buraları okursan yine teşekkür edeyim sana.

Bayram tatili öncesi olması nedeniyle havaalanı trafiği çok yoğun. Uçağa binmeden önce rötarı yedik. Üzerine de "Sevgili çocuklar, değerli yolcularımız; Şu anda Sabiha Gökçen pistinde bir yoğunluk yaşanmakta. 14. sıradayız." şeklinde anons olunca homurtular başladı haliyle. Dışarda beklemek sıkıntı değil ama uçağın içinde hakikaten geliyorlar. Ben de gidiş-dönüş ücreti olarak 239 Lira vermenin rahatlığıyla "Oğlum zaten üç kuruş ödedin, takılma keyfine bak" diyerek kendimi rehabilite etmeye çalıştım. Tahmini olarak bir buçuk saate yakın bir süre pistte bekledik. Sudoku çözdüm, dergi okudum, fotoğraflara bıyık yaptım derken bir şekilde Arlanda Havaalanı'na iniş yaptık.

Hej Sverige!

Evvvet! açılın ben geldim. Okları takip ederek hedefe ulaşmaya çalışıp pasaport kontrolüne giden ilk kişi olarak "Lan bir an önce bitsin de şu işkence çıkıp gideyim artık" diye düşünürken İskandinavya'nın umarsız, suratsız, itici, bir o kadar da soğuk benizli yüzüyle karşılaştım. Tabii bir yere kadar. Pasaport memuru ablamız "Nerden geliyorsun, nereye gidiyorsun, ne bok yiyeceksin benim ülkemde ey yolcu?" diye sordu. Durumu anlattım. "Bisiklet" kelimesi meğersem keyword imiş. Kadın tur yapacağımı duyunca yüzünde güller açtı, yanakları al oldu, Heidi moduna geçip kırlarda koşmaya başladı. Sorgu bir anda sohbete dönüştü. Ben de "Ablacım uzatma, bak gece yarısı oldu, işim gücüm var!" demedim tabi:) İşimiz görülsün diye iki kelam ettim. Angela Merkel'in Octoberfest kızına evrildiğini düşün. Öyle işte.

Pasaport duvarını aşınca kutuyu büyük bagaj alanında teslim alıp beni beklemekten helak olan dostum İlker'e kavuşmak kalıyordu. Kolay olmadı. O kutu o noktaya bir türlü gelmedi. Ben de beklemekten sıkılınca uykum açılsın diye tuvalete gidip elimi yüzümü yıkayayım dedim. Tuvalette bardak var! Bize biraz garip gelebilir ama o bardakla tuvaletten su içebiliyorsunuz. O kadar temiz. Beğenmezseniz de 8 liraya gidip 500 ml'lik su alın. Oraya buraya bakınırken nihayetinde bisiklet kutusunu görmenin mutluluğu ile koli taşıma arabalarından birisine yükledim ve Brezilyalı futbolcunun ülkeye gelişi nidasıyla halkı selamlayarak İlker'e doğru yöneldim. Birbirimizi nereden baksan 4-5 senedir görmüyorduk. İlker eski iş arkadaşım bu arada. "Abi naber, yolculuk nasıl geçti" faslından sonra metronun bu saatte olmadığını ancak sabah civarı binebileceğimizi söyledi. Otobüs de yok. Eee o zaman? Taksiyle gideriz.

Taksiyle pazarlık aşamasından sonra 70-80 Euro civarı bir fiyata anlaştık. Arlanda Havaalanı ile İlker'in evi arası aşağı yukarı 50 km kadar. O yorgunlukla hesap kitap yapmadan tamam diyerek parayı bayıldım. Yalnız şöyle bir şey var; İstanbul-Stockholm gidiş ve Kopenhag-İstanbul dönüş uçak biletlerinin toplamına yukarıda bahsettiğim gibi 239 Lira ödedim, taksiye ise o zamanın Türk Lirası ile 280 Lira:) Kaybedenler kulübünden geldiğimi anlamam zor olmadı. 

"Oh ya İsveç'e geldik, medeniyet bla bla" demeye fırsat bırakmadan taksici Suriyeli çıktı. Aklımdaki fikirlere misilleme yaparcasına "Abi siz seversiniz" diyerek İbrahim Tatlıses konserini telefonundan açtı. Eve kadar onu izledi, biz de dinlemek zorunda kaldık. Yine susuzluk krizim tutunca İlker'e bu saatte nereden su bulabiliriz diye sordum. Olumsuzluk havası sezerken taksicide su varmış. İçtim rahatladım. Eve ulaştık. Kafamda filler tepişiyor. Son zamanlardaki en güzel uykumu uyudum sanırım.

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever