Tur Öncesi ve Stockholm

paylaş

Långbroparken'in huzuru tüm yorgunluğumuzu alırken yavaştan hava kararmaya başlamıştı. Parktan ziyade, parkın içinden yürüyerek eve gitmek daha bir hoşuma gitti. İnternete fotoğraf yüklerken genellikle görüntüyü bozan çöp, poşet vb.

paylaş

"Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim." İsveç'in edebiyattaki karşılığı tam olarak bu. Stockholm zaten deniz seviyesinde bir şehir. Bisikletle farkında olmadan tırmandığım 100-150 metreleri saymazsak İsveç'in güneyi de aynı şekilde diyebiliriz.

paylaş

Stockholm Yarı Maratonu başlarken şehir iyice kalabalıklaştı. Her yere "You shall not pass!" şeritleri de çekilince kıyısından köşesinden neler olup bittiğine göz atalım dedik.

paylaş

Japon turist modunda sokakları dolaşırken İlker'in bahsettiğine göre çok güzel fotoğraflar çekebileceğimiz bir yere yaklaşıyorduk. Fotoğrafın kalitesi açısından pastel tonlar çok değerlidir. Keskin ışıktan ziyade yatay ışık daha homojen bir aydınlık sağlar.

paylaş

Stockholm merkezinde kafanızı yukarı kaldırdığınız anda kilise görmemeniz için bir neden yok. "Abi caminin önünde bekliyorum" der gibi adres tarifini kiliselere göre mi yapıyorlar merak ediyorum. 

paylaş

Helgeandsholmen Adası'nın çıkışında fotoğraf olayına biraz fazla kaptırınca iletişim için İlker'in telefonundan hotspot özelliğini açtık. Ben o tarafa, o bu tarafa derken kalabalık içerisinde görüşü kaybettiğimiz anlar oldu. Yurtdışına çıkarken ilk yaptığım şey sim kartı çıkarmak oluyor.

paylaş

Şehirdeki hareketlilik göze çarpıyor. Havanın da güzel olmasıyla insanlar kendilerini dışarıya atmış olacaklar diye düşünürken Stockholm'de yarı maraton olduğunu öğrenmemiz çok sürmedi. "Abi oralarda hava sürekli kapalı, güneşi görünce hemen evden çıkıyorlar" klişesi işte.

paylaş

Hazırlık ve Stockholm'e Uçuş