Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Bebek zırlaması kapsamındaki yolculuğum Saraybosna Havaalanı'nda son buldu. Böyle durumlarda eğer keyifli bir şey yapacaksam keyfim kolay kolay bozulmuyor. Gerçi bozulsa ne yazar, bebek bu. Ağlayacak, zırlayacak, kusacak, sıçacak. Her hakka sahip ve susturulamaz. Susturulması teklif dahi edilemez.

Sarajevo Havaalanı, diğer adıyla Butmir Havaalanı Bosna-Hersek'teki en büyük havaalanlarından birisi olarak biliniyor. 1992-1995 arasındaki Bosna savaşında havaalanı Birleşmiş Milletler kontrolü altındaydı ve sadece insani yardım malzemesi taşıyan uçaklara iniş-kalkış izni veriliyordu. 1996'da sivil hava trafiğine açıldı.

Merkeze 5 km'lik bir mesafede, şehrin güneydoğusunda yer alıyor. Yani 10 dakikada hoop şehirdesiniz. Sekiz buçuk gibi uçağın kapısından çıktım. Pasaport kontrolüne geldiğimde ilk yaptığım şey telefona indirdiğim İngilizce-Boşnakça sözlükten "İyi akşamlar" ne demek diye bakmak oldu. Yurtdışına çıkarken ufak tefek kelimeleri öğrenmekte fayda var. Başka bir uçağın yolcuları da bizimle beraber pasaport kontrolüne girince ortalık biraz kalabalık oldu. Sıram gelince pasaport memuruna doğru ilerledim. "İlk kez mi geliyorsun?" şeklindeki klasik soruyu sorduktan sonra beni içeri yolcu etti. An itibariyle ülkeye girişimi yaptım. Gelelim bagaj mevzusuna.

Sırt çantası ve Ortlieb'lardan birisi zaten yanımda olduğu için bagaj alanında bisiklet kutusunu beklemeye koyuldum. Açıkçası göt kadar yer olduğu için hemen alıp taksiye atlarım diye planlamıştım. Hatta erken alabilirsem orada kurulumu yapar, merkezde kalacağım hostele pedal basarım diye bir ihtimal hayal etmiştim. Herkes bagajını alıp devam etti. Bir tek ben kalınca ve ortalıkta kutuya benzer bir şey göremeyince görevliye sordum. Pek bir şey anlamadı. Beden diliyle beraber "Bicycle box, big luggage" falan deyince "İlerde dönünce bagaj bürosu var, oraya gitmeniz lazım" gibisinden eliyle gösterdi. Gösterdiği yerde güvenlik var ve "Exit" yazıyor. Yani çok da tatmin olmamakla beraber dediğini yaptım. Bir yandan çıkmak istemiyorum, bir yandan da dediğimi anlamadığını düşünüyorum ki öyle oldu. Bagaj bürosuna yönlendirmiş bu arkadaş beni fakat kontrol noktasının dışında. Önümde 4-5 kişi var ve ufacık camekandan konuşuyorlar. Benim derdim kayıp bagaj ama herkesin derdi farklı. Giden yolcular standart dışı bagaj işlerini de buradan görüyor. Personel ile yolcu diyalogları aldı başını gidiyor falan yani kimin uçuşla ilgili ne derdi varsa buraya geliyor. Zaten açık olan başka bir yer de yok havaalanında. "Neyse Altan, bekle sıranı" dedim. 15 dakika sonra sıra bana geldi. "Benim bagaj kayıp" diye giriştim lafa. Nasıl bir şeydi vs. derken bisiklet olduğunu anlayabildiler. Görevlilere sorup geldi camın karşısındaki ablamız. "Evet şu an içerde, az sonra alacaksınız" şeklinde geri dönünce rahatladım. "Bekliyorum" diyerek sıradan ayrıldım. Bir 20 dakika kadar bekledikten sonra baktım bagaj namına bir şey yok ortalıkta. Yavaştan keyfim kaçtı. Yahu işim gücüm var, gidip bisiklet kurmam lazım. Zaten yorgunum. Az bir uyku uyuduktan sonra ertesi gün 130 km pedal basıp Mostar'a geçeceğim. Gelgelelim ortalıkta bisiklet yok! Görevli hatun yerini terk etti. Bir ara kimse veznede durmadı. Başka birisi geldi. Arada sıra boşalınca gidip soruyorum. Yine aynı cevap "İlerde bekleyin".

Ben: Bakın benim otelime gitmem lazım.
Gör: Tamam. Şurada bekleyin.
Ben: Bir önceki görevli bisikletin orada olduğunu ve geleceğini söyledi ama bisiklet henüz gelmedi
Gör: Ben bagaj görevlilerine durumu ileteceğim. Siz bekleyin.

1 saat geçti ve bisiklet gelmedi. Yavaş yavaş kan beynime sıçrayınca bulduğum görevliye sordum durumu. Bir ara geri dönüp bagaj alanına gitmeye çalıştım. Havaalanı polisi olduğunu tahmin ettiğim kişi "You shall not pass!!" diyerek Gandalf gibi karşıma dikildi. Ben de "Hepinizin amk" diyerek geri döndüm. Kırmızı çizgiyi gösterdi ve orada beklemem gerektiğini anlattı. Abicim bisiklet diyorum, kutu diyorum, otel diyorum... İçerde diyorsunuz, gidin getirin işte.

Yer yurt bilmediğim ülkede, "içerde" dedikleri yerde bagaj bekliyorum kırmızı çizginin üstünde. Havaalanından bir parti daha yolcu çıktı. Hah dedim tamam şimdi gelir herhalde. Asker yolu gözler gibi bisiklet bekliyorum bildiğin. Bisiklet gelmedi. Yolcular ayrılınca tekrar gidip görevliyi taciz ettim artık. Bu sefer "Bagajımı vermezseniz havaalanını birbirine katarım" havasında oldu. İsyan bayrağını çekerim arkadaş! Dellendirmeyin adamı. Ulan göt kadar havaalanınız var, koskoca bisiklet yok ortada. Hayır bir yerden sonra insan komplo teorisi üretmeye başlıyor. "Acaba İstanbul'da mı kaldı, başka bir yere mi gitti" gibilerinden. Yalnız hepiniz mi ketumsunuz arkadaş, bir kişi çıkıp düzgün bir açıklama yapmıyor. Tekrar güvenliğin yanına dönüp bu sefer ona salça oldum. Son konuşma şakayla karışık şu şekilde oldu:

Ben: Bisikletim nerede?
Gör: Gelecek, bekleyin.
Ben: İyi bekliyorum. -elimle göstererek- Burada, kırmızı çizgi de mi?
Gör: Başka kırmızı çizgi mi var?
Ben: Yok.

Artık kimseye hiçbir şey sormama kararı alarak demire yaslandım. Bir yandan yolcusunu bekleyenler ile gelen yolcuların kavuşmalarını izliyorum bir yandan da yan taraftaki barın ekranından Almanya-İtalya maçını. Almanlar öndeyken İtalya penaltıdan attı. Mario Gomez falan da oyunda. Adam kiralıktan dönünce kendi futbolcun gibi de hissetmiyorsun. Maça konsantre olmuşken "Arkadaş come" diye birisi seslendi. Düşün artık samimiyeti. 2 saatlik beklemenin ardından görevliyle beraber benim içeri giremediğim alana polis eşliğinde girdik. Kutuyu gördüm. İçindeki yeni mi, eski mi, kaç paraya almışım vs. sorular sormaya başlayınca bu sefer ben "Ben anlamıyorum" gibisinden cevabımı verdim. Sıra bende yani. Seninle mi uğraşayım lan şu saatten sonra! Bisikleti alıp havaalanının dışına çıktım. Saat gece yarısına geliyor. Otobüs var mı, yok mu diye sormadım bile. Ayakta pineklemekten dolayı hem fiziksel hem psikolojik yorgunluk var zaten. Bir an önce taksiye atlayıp hostele ulaşmak derdine düştüm. 15 Euro'ya anlaştık. Bosna-Hersek şartlarına göre pahalı olsa da neyse artık. "Almanya n'oldu?" dedim. Penaltılarla almış. Taksici arkadaş 20 yıl önce İstanbul'a gelmiş. Televizyondan görüp "Çok gelişti" diyor. "Gel bir de yaşayarak" gör dedim. Konuştuğumuz konular Euro 2016, Türkiye, RTE, Bosna-Hersek'in gezilecek yerleri vs. Taksici sıraladıkça ben de "bisikletle gidilir-gidilemez" şeklinde aklıma notlar alıyorum. Bir yandan da "Şurası hastane, burası pastane" şeklinde bana anlatarak devam ediyor yola. Bunlarda da AVM sevdası var. Yeni yapıldığını, Saraybosna için önemli olduğunu söyleyerek ALTA adındaki alışveriş merkezini gösterdi. Ülkenin büyüklüğünü ışıl ışıl mekanlar ile ölçmekten nefret ediyorum. Bir İskandinavın "Bizim kocaman AVM'miz var" dediğini düşün. Öyle işte. 

Velhasıl ufak şehir turumuzu yapıp Sebil ya da Sebilj'i (şu meşhur çeşme) dönerek hostelin bulunduğu caddeye geldik.

Bu çeşmenin aynısı Bursa'da da var. Bursa Osmangazi'de 2008 yılında açılan çeşmenin diğer adı Bursa-Saraybosna Kardeşlik Çeşmesi olarak biliniyor. Fotoğrafı 2010 yılında bir iş gezisinde çektirmiştim. Gerçi İnegöl köfte ile Boşnakların yemeği cevapi de birbirine benziyor. Neyse başka bir yazını konusu olsun bunlar.

Saraybosna merkezini özet geçmek gerekirse iki cadde var. Geliş Obala Kulina Bana, gidiş Mula Mustafe Bašeskije. İşte bu iki cadde U dönüşü ile birbirine bağlanıyor ve gezilecek, yemek yenecek yerler, müze, cami vs. iki caddenin arasında kalıyor. Başçarşı falan hep orada. Ben Franz Ferdinand Hostel'de kalacağım. Hostelin bulunduğu sokağın girişinde, cadde üzerinde inmek için arkadan gelen için tramvayın geçmesini bekledik. Aynen bizdeki gibi "Abi sen hızlıca iniver, polis ceza yazar şimdi" gibilerinden söylendi taksici arkadaş. İnip benim yavruyu kucakladığım gibi hostelin yolunu tuttum.

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever