Hata mesajı

  • Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 39 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_comment_statistics_comment_count.
  • Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.
2
Vote up!
Mesafe
Mesafe
66.4 km
Toplam Yükselme
Tırmanış
389 m
Zirve
90 m
Ortalama Hız
Ort. Hız
18.6 km
Maksimum Hız
Max. Hız
48.2 km
Toplam Süre
Pedal
3 sa 33 dk
Mola Süresi
Mola
5 sa 9 dk
Zorluk
Zorluk
5/10
Manzara
Manzara
7/10
Alınan Keyif
Keyif
8/10
12/09/2016
12/09/2016
İsveç
İsveç
Nyköping
Bisiklet
Norrköping

Nyköping'den günaydın

İsveç'in her yeri "köping" olunca işler karışıyor. Benim turun köpingi bol. Aslında bu kelime market (pazar yeri) sözcüğücünden geliyor. Market bulunan kasaba » market kasabası, derken kasaba » yerleşim merkezi şeklinde evrimleşmiş. Zaten kelimenin okunuşu da "şöping". Yani "shopping"den bozma. Ya da shopping bundan bozma bilemiyorum. Sonuç olarak bir bozukluk var. Nyköping'den çıkıp Norrköping, Linköping ve Jönköping'e gideceğim. Nevşehir, Kırşehir, Eskişehir gibi gibi. Konu anlaşıldığına göre köping mevzusunu kapatıyorum.

Nyköping'den günaydınÇadırda sabah

Bir önceki gün rüzgara karşı vermiş olduğum mücadele ile yel değirmenlerine karşı savaşmanın çok da kolay olmadığını bilerek uyandım. Yorgunluk seni böyle omuzlarından tutup aşağıya bastıran bir hayalet gibi. Off kötü giriş oldu. En iyisi bildiğim gibi anlatayım;

Gece rüzgar ya durdu ya da arkamdaki orman beni korudu. Hafiften soğuğu hissetmeye başladım. Uyanıp pantolonu giydim, ısındım. Sonra tekrar soluksuz uyuyup yeni güne uyandım. Aslında pantolonu yağmur için almıştım ama termal teknolojinin gözünü seveyim. Seyahat halindeyken termal giysiler kullanmaya özen gösteriyorum. Teri tutmadığı için insana kendini hafif hissettiriyor. Hava alıyor, kuruması kolay, koku yapmıyor, ter tutmuyor. Gece ise sıcak tutması açısından pamuklu güzel oluyor. Uzun süredir de termal haricinde bir giysi tercih etmiyorum diyebilirim. Belki biraz pahalı ama uzun süreli kullandığım için yıpranması zor. Aynı hesaba denk geliyor. Zaten bir sürü giysim olsun diye bir derdim de yok. Kirli olmadıktan sonra her gün aynı şeyi giyebilirim. Utanmam, sıkılmam.

Güneşin sıcaklığı sera etkisiyle birleşince çadırın içerisini ısıtmaya yetiyor. Kendime geldiğimde ilk olarak şarjları kontrol ettim. Polar ve telefonlar dolmuş. GoPro'nun kablosunu gece bulamadığımdan gündüz gözüyle bakarım diyerek çok da uğraşmamıştım. GoPro'ların şarj kablosunu karıştırmışım. Birisi micro usb, diğeri mini usb olunca şarj olayı maalesef sıkıntılı hale geldi. Turun getirdiği aksiliklerden herhangi birisi işte. Ne yapıyoruz? Ufak tefek sıkıntıları göz ardı ediyoruz. Bisikleti bırakıp tekno market tarzı bir yerden usb kablosu almak fikri fazla riskli geliyor. Tamam İsveç'teyiz ama o kadar da değil. Yol üzeri denk gelirse ne ala. Kamerayı idareli kullanacağız artık. Yeter ki telefon sağlam kalsın.

Çadırın içerisinde biraz zaman geçirip müzik dinledim. Akabinde yavru caretta gibi yuvayı terk ettim. Hava muazzam güzel. Yola da yakınım. Tüm gece sırtımı ormana yasladığım için rüzgarsız ve sakin bir gece geçirdim. Ellerimi başımın üzerinde ters kenetleyip göğe yaslayarak günün ilk gerilimini yukarıya verdim. Koşan insanlar görüyorum yolun diğer yakasında. Poşetin dibindeki son poğaça ve çilek reçelini sırf açlığımı bastırsın diye mideye gönderdim. Ağzım tatlansın da güne öyle başlayayım demenin başka yoluydu bu eylem. Çay yapmaya üşendiğim için hiç o işlere girişmedim. Aklımda beyaz peynirli kahvaltı var ama nerdeeee... Bir gün uzun süreli yurt dışında bulunursam şu memleketin en özleyeceğim aktivitesi muhtemelen kahvaltı faslı olur. Peynirsiz bir hayat düşünemiyorum. Bu konuyla ilgili bir gösteri yürüyüşü olursa "Peynirime dokunma" pankartını en önde gururla taşırım!

Bisiklet turu malzemeleri

Benim malzemeler bu kadar. Hepsi toparlanıp Ortlieb çantaların içerisine giriyor, boş yer de kalıyor. "Eee 8-10 gün boyunca bu kadar az malzemeyle mi idare ettin?" diye sorabilirsiniz. Fazla bile. 2x20 litre bagaj hakkım olsa da henüz silme dolduramadım. Kullanamadığım malzemeleri balondan kum çuvalı atar gibi nasıl attığımı da sonraki yazılarda anlatacağım. Hastalık ve şanssızlık nedeniyle birkaç malzemede fire verdim. Hani lüks bir restorana gittiğinizde fiyatı tavana dayamak için tabağa yenmeyecek gereksiz şeyler koyarlar ya, benim için de aynı durum geçerli. Kullanmayacağım yüz gramlık malzemeyi dahi taşımayı sevmiyorum. Bazen iki günlük tura dünyaları yüklenerek çıkan insanlar görüyorum. Atlas dergisinin amblemindeki adam geliyor aklıma. Bagaj kısmı neredeyse kafasına kadar yükseliyor. Belki öyle görünmekten bir çeşit zevk alma durumu olabilir ama ne taşıyorsunuz çok merak ediyorum. Saç kurutma makinesi falan mı var, doğru söyleyin?

TURDA 108. KM

​Nyköping'in çıkışını bulmak için yaptığım yol ile şehri baştan sona kat etmek için gereken mesafe neredeyse aynı. Sallamıyorum, ölçtüm. Polar'dan bakıyorum, telefondaki navigasyondan bakıyorum, evet bir yol var. Var ama oradaki garip kavşak birbirine geçmiş durumda olduğundan elimdeki zımbırtılar da tam kestiremiyor ve dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum bir şekilde. Çünkü tek çıkış var, tüm yolların kesiştiği tek çıkış. Afyon dörtyol bile bundan daha anlaşılır. Üstteki haritaya yakınlaşarak şehri terk etmeye çalışırken nasıl saçma işler yaptığıma bakabilirsiniz. Bu harita mevzusu da sitenin yeniliklerinden. Tüm turlarımın gün gün haritasını kaydediyorum. Okuyan için de daha anlaşılır oluyordur muhakkak. Yola bakınca hala güldüğümü fark ettim. Yine gitsem yine kaybolurum. Aynı yerde dönmekten midemdeki poğaçalar bile kalori kaybına uğrayınca sonunda pes ettim. Açım aç... Hiçbir yerin tam ortasında dönüp duruyorum bir süredir.

Restoranda kahvaltı

Düzgünce oturup şehrin çıkışına bakmak için buğulu camını elimle sildiğim; "Aaa burası hamburgerciymiş ya" dediğim yere girdim. Yani yine içeri girmedikten sonra ne olduğunu anlamadığınız yerlerden burası da. Peynirli kahvaltı hayallerim suya düşedursun benim bir şeyler yemem lazım. Menü fiyatlarının 8-10 Euro'dan başladığını görünce tokluk hissi yaratsın diye sanırım istemsiz bir şekilde yutkundum. Yalnız siz böyle saçma şeyler yapmayın.

Menünün hemen altındaki pet şişelerin kapakları da dikkatimi çekti. Kapağı getirirsen 3 Kron (0.3 Euro) alıyorsun. Eveeet, Türkiye'de 2019 itibariyle boş bira şişesi depozito fiyatının 20-25 kuruş olduğunu düşününce 1 adet İsveç kola kapağı alabilmek için 7-8 adet boş Türk bira şişesi getirmeniz gerekiyor. Biraz daha kafanızı karıştırayım mı? Üniversite yıllarımda 4 bira şişesi getirdiğimde 1 adet bira alabiliyordum. Şu an 1 şişe bira alabilmek için yaklaşık 40 tane boş şişe gerekiyor. Bira fiyatı sürekli artıp bira şişesi fiyatı sabit kalınca şişe değersizleşiyor. Boş şişeyi çöpe atıp mavi kapak toplayan ülkenin insanlarıyız biz.

Kapı girişine astıkları posterin üzerinde yazan 60 Kron'luk fiyat gözümü çeldi. "Wuuhuuww kampanya varımış!" diyerek uygun fiyata doyabileceğim bir ürün olduğunu anladığım menüyü tercih ettim ama posterde bu kadar büyük gözükmüyordu. Küçük-orta boy-büyük boy seçeneklerinden -aç bir insan olarak- büyüğü seçtim ve 12 Kron daha fark verdim. "Sadece 0.99 kuruş farkla büyük boy ister misiniz?" diye sorar insan. Sormadılar. Toplamda 72 Kron'a (7 Euro) yemek işini hallettim. Tepsiyi elime aldığımda "Ekmeği köftenin içine koyacaklardı ama bir şekilde karıştırdılar herhalde" diye düşündüm. Bu ne lan! Yani tamam büyük boy falan söyledik ama insan yiyecek bunu. "Abi akşama savaş var, defansa adam lazım da gelmek istersen haber ver" diyecekler sandım bir an. N'apıyosunuz olm? Evet hamburgere benzeyen, köftenin ekmekten 3 kat büyük olduğu şeyi bitirdim. Çilek reçelinden kalan plastik kaseyi de lavaboda yıkayıp patatesleri paket yaptım. O sırada 6-7 kişilik siyah tişörtlü bir ekip geldi. İki tanesinin üzerinde Savatage ve Dimmu Borgir tişörtü olunca devil hornsu çaktım ve yolcu yolunda gerek diyerek tükandan ayrıldım. Gerçi birbirinden alakasız gruplar ama onu dinleyen bunu da dinleyebiliyor. Çalışırken, blog yazarken, içerken fark etmiyor. Dinlerim.

Bu arada tur boyunca söylediğim yemeklerde "Bu bana yetmez" dediğim hiç bir siparişim olmadı. Balkan turu için de aynı şey geçerli. Alışmışız tabii kocaman tabağa 4 minik köfte, 1 yeşil biber, 1 tane de közlenmeye çalışılıp pörsümüş domates koyup önümüze gelince "Ya hangisinden başlasam acaba?" diye düşünmeye.

Nyköping çıkışındaki yol

Nyköping'in çıkışındaki restoranda ufak tefek ihtiyaçlarımı da giderdikten sonra sürmeye başladım. Ana yol olmasına rağmen Bergshammar'a kadar sürekli ağaçların içerisine girip çıkıyorsunuz.

Nyköping-Norrköping arası sapaklar

TURDA 124. KM

Çıkıştan bir süre sonra sağlı sollu, yemyeşil, upuzun yollar var. Gerçekten herhangi birisine girsem sonuna kadar giderim ama bir yandan da Kopenhag'a yetişebilmek için zamanla yarışmak durumundayım. Asıl macera anayolda değil. Ne zaman yolunu değiştirirsen o zaman anlatacak hikayen oluyor. Rüzgar yeniden kendini göstermeye başladı ama yol o kadar güzel ki keyfim de yerine gelmeye başladı. Birkaç fotoğraf çekip bisiklete atladım ve yola devam ettim.

Bergakulle Tabiat Parkı civarından geçerken tarlada güneşlenen leyleklere rastladım. Zaten bir yerden sonra gözler radar gibi hareket etmeye başlıyor. Dün geyik, bugün leylek derken ne olacak bakalım.

Tarlada leylekler

İsveç soğuk bir ülke olduğu için doğal yaşam biraz daha farklı. Çeşitli kuş türleri ve Kanada geyiğinin -ki sayıları 350.000 civarı- yanısıra kurt, vaşak, porsuk ve ayı gibi yırtıcı hayvanlara ev sahipliği yapıyor bu coğrafya. Kanada geyiği dediğimiz arkadaş, hani şu devasa boynuzları olan "elk" ya da "moose" olarak da adlandırılan tür. Normal geyik gibi yaldır yaldır koşmayanlardan. Daha sakin, sessiz, kararlı ve asil. Bu geyik türüne dünyada en fazla sahip ülke Kanada ve Rusya'dan sonra İsveç. Erkeklerde boynuz olurken, dişiler boynuzsuz. Yani dişiler boynuzlayamıyor :\ hehe. İdeal geyik.

Sık Sorulan Sorular'da bugün: "Çadırda kalmaktan korkmuyor musun? Ayı gelir, kurt gelir eheh eheh." He canım onlar da seni bekliyordu zaten çadır kursa da yesek diye. Araştırmacı gazeteciliğimden çıkan sonuca göre İsveç'te en son kurt saldırısı 1821'de yaşanmış. İskandinavya'da ise 1977-2012 tarihleri arası ayı saldırısı 31 imiş. İskandinavya diyorum bak.

TURDA 139. KM

Jönåker üzerinden Kila'ya geldiğimde yol kenarındaki mezarlığın duvarlarına bisikleti yaslayıp hem bir şeyler atıştırdım hem de dinlendim. Ağaç altı olunca dinlenmeyi biraz abartabiliyorum. Mezarlık çok güzel ve düzenli. Kesinlikle atıl şekilde bırakılmış bir mezar ya da mezarlığa rastlamadım. Balkanlarda da öyleydi. Hatta bir keresinde Mostar'dan Stolac'a doğru giderken gölge bulamayıp mezarlıkta 2 saat kadar uyumuştum. Mezarlıkta yatmadı dedirtmem kendime!

Bu arada kasabanın girişinde olduğum için gelen geçen selam veriyor. Önümde de otobüs durağı var. Tam zamanında otobüs geliyor, yolcuları indiriyor ve tam zamanında gidiyor. Otobüste İsveç'in her tarafında olduğu gibi az insan var. 3-5 kişi. Ben çevre gözlemlerime devam ederken iki tane 10-12 yaşlarında çocuk kasabadan çıkıp yanıma geldi. Kesinlikle benden iyi İngilizce konuştuklarını söyleyebilirim. Sadece yurt dışına çıktığımda konuştuğum İngilizceyi günlük yaşamlarında küçük yaştan itibaren konuşmaya başlıyor bu veletler. Baktım bunlar"over there"li, "therefore"lu falan konuşmaya başlayınca İngilizce'de "Basın gidin lan burdan" nasıl söyleniyordu diye düşündüm. Durduk yere moralimi bozdular. Neyse bunlar bisikletle geldiğim yöne doğru giderken hıncımı almak için arkadan seslenip "Hişş sarıı, taam bi şey yok devam et" diye seslenesim gelmedi değil. Seslenmedim. Yemeği boğazıma dizdin sarı! İngilizceyi ilerletip gelicem olm mahallenize...

Mezarlık önünde molaNyköpingsvägenHafif tırmanış

Yol çok güzel. Sıcak da yakmıyor ama benim süresim yok pek. Bazen bazı nedenlerden, bazen de sebepsiz sürmek içimden gelmiyor. Buna illa ki bir sebep bulacaksak yine rüzgarı önünüze atıp çekilebilirim. Sabah saatlerinde sakin seyreden hava öğleye doğru bir şekilde coşuyor.

Solda güneş yükselmeye devam ederken Nyköpingsvägen'i (yol) aşındırmaya devam ettim. Yerleşim merkezlerinde pek göremediğim motorları şehirler arası yollarda bolca gördüm. Kullanım oranı oldukça yüksek. Ayrıca karavan bolluğu da ilgimi çekti. İlk kez 70 metrelere çıkmanın verdiği heyecanla sürüyorum. Bildiğin bitki örtüsü değişti, iklim değişti, Akdeniz oldu. İki gündür 145 km yol yaptım fakat 50 metrenin üzerine çıkamadım. Şaka gibi hakikaten. Zaten sıkıcı olan da bu. Yokuş tırmandığınızı ya da indiğinizi hissetmiyorsunuz. Kıvrımlar da nadir olunca yol haliyle bayıyor. Tırmanış olmayınca terlemiyorsun. Rüzgar haricinde bisiklete biraz yüklensen kendi kendine gidiyor. Dün tırmanmadım desem de 900 metreye yakın irtifa kazanmışım. Nasıl olduğunu hissetmedim bile. Belki de tüm sorumluluğu rüzgara yüklediğimden yokuşla belirsiz iniş-çıkılar ilgimi çekmemiş olabilir.

İsveç Göllleri: Stavsjön Gölü

İsveç'te irili ufaklı 96.000 kadar göl var. Stavsjön Gölü, Nyköping'den Norrköping'e giderken yolun bir kısmında bana eşlik etti. Fırsat olsa gölün kuzey tarafını da gezmek vardı ama zaman problemi malum.

Falun renginde, ormanın kıyısında bir evStavsjön Gölü yanındaki yol

Yola devam ettikten kısa bir süre sonra otoban ile benim gittiğim güzergahtaki yol birleşti. Birleşti derken ben yine yan yoldan gidiyorum. Sonra yine ayrıldı.

İsveç Gölleri: Torsjön Gölü ve gidondan gölün görünümü

TURDA 156. KM

Gölden göle konan kaz gibiyim. Şunu belirtmekte fayda var. Göl var diye ne rotamı değiştirdim ne de göle gitmek için bir yerlere saptım. Sadece yol üzerinde önüme çıkan manzaralar. Burası da Torsjön Gölü. Mekanı görünce iyice dinlenip Norrköping'e geçeyim dedim. Özellikle göle, dereye, herhangi bir su birikintisine yakın gideyim diye bir tercihim olsa da böyle bir tercihe gerek kalmadığını belirtmem gerek.

Eğer akşam saatlerinde denk gelseydim kesinlikle burada kamp yapardım. Yine de çadır zeminini serip ağacın dibinde iki saat kadar kestirdim. Zaten tek tük araç geçtiği için ses yok, bolca huzur var.

Torsjön Gölü kıyısında molaTorsjön Gölü girişi

İyice mayıştıktan sonra ciddi ciddi "Acaba kalsam mı?" diye aklımdan geçirdim ama yiyecek yok, içecek kısıtlı. O yüzden Norrköping'e doğru yol alma zamanı geldi.

Cannondale Touring 1 ve Torsjön Gölü

Hazırlanıp kalkmaya yakın yola park etmiş bir araç gördüm. Dayının bir tanesi oltayı almış at-çek yapıyor gölde. Spin avı en sevdiğim disiplin. Şansını denesin bakalım. Torsjön Gölü'nde oldukça iri turnalar olduğunu tahmin ediyorum. Bu kadar kuralcı bir milletin av limitlerine riayet etmesi kaçınılmaz. Aslında tura çıkmadan önce "Acaba olta alsam mı?" diye düşündüm ama balık avı sabır isteyen bir hobi olduğu için zamanı eritip bitiriyor. Yani zaman kısıtlıysa keyifli anların bazılarından feragat etmek gerekli. Hem onu yap, hem bunu yap diye bir şey yok. Zaten İsveç'te bölgesel ruhsat diye bir olay olduğunu öğrendim. Yani A bölgesindeki balık avı ruhsatı ile B bölgesindeki balıkları avlayamıyorsunuz. En azından önüme böyle bir engel çıkması tercihimi kolaylaştırdı ama yine de insanın içinde uhde kalıyor.

Torsjön Gölü ve ışık oyunları

Torsjön sonrası Getå'ya iniyorum. Göl 90 metrelerde olunca tatlı bir eğimle beraber Baltık Denizi'nin İsveç'e bakan sularıyla tekrar buluşuyorum. Burası sonunda Norrköping'in bulunduğu, oldukça derin girintisi olan bir körfez. Deniz kıyısını takiben gittiğim yolun sonunda yine tabelalar, gps falan derken ortalık karışıyor, öküzün trene baktığı gibi sağımdaki raylardan geçen ama sonu gelmeyen treni izliyorum ve anlamadığım bir şekilde otobana giriyorum. Bir 500 metre kadar gidiyorum ve ilk korna sesiyle irkiliyorum, sonra bir daha, bir daha! 20 yaşında araç kullanan abladan tut, 70'lik tır şöförü dayıya kadar papara yiyorum bildiğin. Dayanamayıp Polar'a bakmak için bisikleti kenara çekiyorum ve duruyorum. Az da olsa korna sesleri beynimin içinde yankılanıyor. Sanki İsveç'e giderken kornasesi.rar adında bir dosya oluşturup ve otobanda açmışım. Öyle. İyice stres yaptım zaten. Hiçbir yerin ortasına yeniden hoş geldim.

Üç seçeneğim var;

1- Kendimi tarlaya atıp uzunca bir yolu bisiklet elimde otların arasında ine çıka gitmek -ki bu hiç kolay değil.- Yine de "Buradan inilir mi?" diye baktım yalan değil.
2- 500 m geri dönüp otobandan ayrılmak. Arkadan görüp korna çalanlar suratıma suratıma çalacak bu sefer. Yol ayrımına benzeyen yerin girişinde hafriyat kamyonları vardı. Yol var mı yok mu emin bile değilim. Zaman kaybı da olacak.
3- 2.5 km boyunca kulakları tıkayıp son sürat otobandan ayrılmaya çalışmak.

Tahmin edildiği üzere üçüncü seçeneği tercih edip kontak kapattım ve sanırım o günkü en yüksek hıza ulaştım. Bildiğin sprinte kalktık gidiyoruz. Bunu yaparken sürücülerin kornalarından ziyade polise yakalanma korkusu da ayrı bir dert. Kamera olabilir, kontrol noktası olabilir ya da birisi ispiklerse al başına belayı. "Otobanda ne işin vardı?" sorusuna "Tabela koysanıza madem" diye cevap veremeyeceğim için sıkıntı çıkabilir ve bu durumda tur boka sarabilir. Neyse herhangi bir dert yaşamadan kendimi yan yola attım ama o 2.5 km boyunca soğuk terler boşaldı vücudumdan. Nihayetinde kurallar ülkesinde bisiklet sürüyorum ve kuralı ben koymuyorum.

TURDA 170. KM

Norrköping'e girip kamp yapabileceğim bir yer araştırırken Ingelsta bölgesinde bulunan Mc Donalds yardımıma yetişti. Yolun karşısına geçip içeri girdim. Dinlenme ve karar verme süreci başladı. Polar, Open Street Map kullandığı için uydu görüntüsünü göremiyorum. Onun için telefona ihtiyacım var. Çünkü hava kararacak ve kamp kurmak için çok fazla zamanım yok. Google Maps sağolsun "Abi hemen 100 metre yan tarafta yeşillik var" diye bağırıyor.

Norrköping girişinde Ingelsta Alışveriş Merkezi

Tam istediğim gibi bir üs bölgesi! Atıştırıp tepeye doğru çıktım. AVM'lerin arasında ufak bir tepe ama oldukça izole.Tereddüt etmeden çıkıp çadırı kurdum. Burun akıntısı, göz sulanması devam ediyor. İstanbul'da başlayan hastalık yüzünden burnumu sile sile günü bitirdim. Bir önceki gün kadar olmasa da rüzgar yine "Ben buradayım" dedi. Yol güzeldi, göller güzeldi. Dinlenerek geldim ve keyifsizliğim de biraz olsun ortadan kalktı. Arka yoldaki araç sesleri havanın kararmasıyla beraber azaldı. AVM de boşaldı derken çok fazla zaman geçirmeden uyudum. Ertesi gün Linköping üzerinden Motala tarafına yol alabilirim.

altandemircan kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Ukrayna ✔ İskandinavya ✔ Balkanlar ✔ Kafkasya ⏳ Kırgızistan ⏳