Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Långbroparken'in huzuru tüm yorgunluğumuzu alırken yavaştan hava kararmaya başlamıştı. Parktan ziyade, parkın içinden yürüyerek eve gitmek daha bir hoşuma gitti. İnternete fotoğraf yüklerken genellikle görüntüyü bozan çöp, poşet vb. tanımlanamayan cisimleri siler öyle yüklerim ama burada gerek kalmıyor. Bu espiriyi yaptığım için üzgünüm ama İsveç'te Photoshop kullanımı az olsa gerek:\ 

Yorgunluğun yüzümüzden okunduğu an belli oluyor. İlker bildiğin çökmüş, benim de saçlara ak düşmüş.

Gözlerim Londravari sincap aradı ama göremedim. Yoksa tam sincaplık yer.

Fiyatını sorduğumda "çoh para bunlar" cevabı aldığım güzel evler. Çocuğu kapıp götürecekler korkusu olmadan sal evin önüne oynasın, sen de çayını yudumla. Kar yağdığında da ne güzel olur kim bilir.

Eve doğru yürürken bitmek bilmeyen yeşil çimenlerin sonunda bir de spor tesisi bulunuyor. Buranın adı da Långbro Bollplan. İsveç'te hayatın hiçbir alanında insan ayrımı olmadığı gibi burada da çocuklar kızlı erkekli futbol oynuyor. Ben fotoğraf çekerken İlker'in "Abi telefonu yüzlerine tutma, rahatsız olabilirler" demesini önceden tahmin ettim. Biraz soğuk ve çekingen olan İskandinav ırkının özeline girmek mantıksız bir hareket. Özellikle aileler rahatsız oluyorlar. Çocuk sevme alışkanlığı hep "uzaktan". Bizdeki gibi agucuk bugucuk diyerek bebek arabasındaki çocuğu alıp sevmeye kalkışırsanız İsveççenin naif yumuşaklığı yerini -fonetik olarak- Almancanın gırtlaktan gelen sertliğine bırakabilir. Burada çocuk en özel şey. Her şeyin kuralı olduğu gibi çocuk sevmenin de kuralları var. Yazılı olan ve olmayan kurallar bunlar. Dolayısıyla herhangi bir ülkeye gidip "Ben böyleyim" demek yerine bulunduğunuz kabın şeklini almak daha güzel olur.

Kaldırımdan eve doğru devam ederken fotoğraftaki kuş üvezi ağacına rastladım. İsminin ne olduğunu bilmiyordum fakat ilgimi çektiği için fotoğrafladım. Sonra öğrendim ki üvez ağacının meyvesi ve yapraklarından yapılan çay kış hastalıklarına karşı vücut direncini arttırıyormuş. Türkiye'de de bulunan değerli bir ağaç imiş. Etrafınızda varsa göz atın bakalım. İsveç'te yol boyunca gözlemlediğim bir durum da bu aslında. Meyveler artık ağacın dalını kıracak ama toplayan yok. Bir de bu ağaçlar başıboş değil, yani bahçeye ait. Özellikle elma ağacını toplamama gibi bir saplantıları olduğunu düşünüyorum. Elma lan bu. Dekoratif meyve değil yani bildiğin elma. Şimdi sindirimi rahatlatır, şeker hastalarına iyi gelir vs. diye zırvalamak istemiyorum ama yararlı meyvedir nihayetinde. İsveç mutfağı diye bir şey olmadığı için muhtemelen elmayı herhangi bir yere konumlandıramamışlar. Aklıma başka bir şey gelmiyor.

Ve sonunda eve ulaştık. Yeni alınan oyuncaklara sevinen çocuk gibi biraları çıkarıp dolaba koydum. Daha önce içmediğim biralar arasında en merak ettiklerimden biri Guinness Extra Stout'tu. Gerçi zaten içmediklerimden almıştım. Guinness, Türkiye'de tercih ettiğim biralardan birisi ama extra stoutunu içmemiştim. Fullers, Guinness, Brewdog gibi ada biraları hakikaten güzel oluyor. Systembolaget'ten her gün değişik bira alsan 1 yıl boyunca farklı bira içmen olası.

Serap'ın yemekleri sayesinde kendime geldim. Zaten kendisinin uzmanlık alanı. Dediğine göre İsveç'te yemeğin yanında sos olmazsa dövüyorlarmış:) Daha önce kaşarlı alabalık yapmıştım ama sosla denememiştim. Acayip lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bu sos mevzusunu ilerleyen günlerde bolca tecrübe ettim. Günün yorgunluğuyla birleşince sofranın yarısını yedim diye hatırlıyorum. 

Biralar, çay-kahve faslı, sohbet falan derken bayağı bir ağırlık çöktü üzerime. Kendimi zorlayarak kutu içerinde eve getirdiğim bisikletin kurulumu için balkona çıktım. 

İlker: Altan bak kaçırma vidaları. Tahtaların arası boşluk, alamayız sonra.
Altan: Tamam abi (Vida düştü ve tahtaların arasına yuvarlanıp karanlığa gömüldü)

Neyse ki "Ben bunları kaybederim" diyerek yedek vida getirmiştim yanımda. İnsanın kendisini bilmesi güzel bir şey tabii. Bisikleti ayaklandırıp ertesi sabah erkenden çıkacak şekilde planımı yaptım. Setup tamamlanınca geçmişten, gelecekten, İsveç'ten, Türkiye'den, oradan buradan konuştuk. Balina sesleriyle ilgili bir projesi var. Dinlemeye çalışıyorum ama ruhum zaten uyumuş. "Abi kapat balinayı da yatalım artık" dedim. Gözümden uyku akıyor. Uyudum ve yarın sabah. Tur başlıyor!

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever