Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Stockholm Yarı Maratonu başlarken şehir iyice kalabalıklaştı. Her yere "You shall not pass!" şeritleri de çekilince kıyısından köşesinden neler olup bittiğine göz atalım dedik. Zamanında ben de Antalya'da yarı maraton koşmuştum ama şu an "Sipariş veriyorum, kapıma kadar geliyo" halet-i ruhiyesindeyim. Malesef göt göbek almış başını gidiyor ve hiçbir şey yapmıyorum. Neyse konumuz bu değil:)

Maraton izlemek diye bir şey olduğunu da ilk kez burada öğrendim. İkincisini de Kopenhag'da. Onu zamanı gelince bir bölüme sığacak kadar anlatırım. Halkın verdiği destek inanılmaz. Sıkılmadan, yorulmadan alkışlamaları, bağırarak gaz vermeleri çok güzel. İnsanın çıkıp koşası geliyor. Biz de 2-3 dakika "Hadi olm bırakma, yürü bee!!" şeklinde samimi tezahüratlarımızdan sonra İlker'in -Abi biliyorum kulakları çınlamaktan bir hal oldu ilk teker dönene kadar 2-3 bölüm daha idare et- bakmak istediği birkaç plak için müzik markete girdik. Müzik market Drottninggatan isimli kapalı yolda bulunuyor. Burası alışveriş için ideal, her şeyi bulabileceğiniz çok kalabalık bir cadde ve motorlu taşıt giremiyor. 

O daha çok Led Zeppelin - Black Sabbath - Pink Floyd ekseninde zaman harcarken, ben ise madem metalin başkentine geldik, bakalım neler varmış diyerek Çarşamba pazarında don karıştıran teyze gibi plakları harmanlama derdine düştüm. Ya zaten biliyorum bir halt almayacağımı ama merak işte. Mekan çok da umduğum gibi geniş bir metal müzik arşivine sahip değildi. Gözüm ister istemez Opeth, Therion, In Flames plakları arıyor ama bulamadım sanki. Az ileride t-shirt satan bir mekanda rock-metal camiasını ilgilendiren ıvır zıvırlar bulmam mümkün ama. Elimde tutmuş olduğum Iron Maiden plağının fiyatı 159 SEK yani an itibariyle 63 Türk Lirası. "Plak sesi falan güzel de çok pahalı" derseniz Spotify yıllık üyelik alın. En azından para İsveç sınırları dışına çıkmaz:) Tabii absürt fiyatlara da ilginç şeyler alabilirsiniz. Anlattığına göre bu plağı çalmak için gerekli olan plakçaları (Salak bir tanımlama yaptığımın farkındayım) bedavadan biraz fazlaya almış.

Yurtdışındaki turlarımda bisikletin arkasına "Ben Türküm, Türküm lan ben!" dercesine milletin gözüne sokacak büyüklükte Türk bayrağı asmayı sevmiyorum. Onun yerine bisikletin kadrosuna minik Türk bayrağı stickerı yapıştırmak daha hoşuma gidiyor. Çarşıda dolaşırken bizim bayrağın yanına bir de Sıviidın bayrağı stickerı yapıştırayım da dostlar alışverişte görsün diyerekten sticker aramaya başladım. Tuhafiyecisinden bujiterisine, kırtasiyesine kadar gezip durduk tüm caddeyi. Sticker falan yok ortada. Magnet var, kumaşa dikmek için yama var ama sticker yok. Tam ümidi kaybetmişken son hamlede buldum. "Hah dedim bu olur". Fiyatının 12 Türk Lirasına denk geldiğini öğrenince üzerindeki tozu üfleyip yerine koyduğumu hatırlıyorum. Dedim ben bunların 30'lusunu 1 liraya alıyorum. Neden bu kadar para vereyim. 12 Lira para değil ama, bazen ya ben maliyet hesabı yapamıyorum ya da gerçekten saçma geldi fiyatı. Sonrasında "Ya yerim stickerını" deyip aramayı bıraktım zaten.

Allah "yürü ya kulum" demiş, biz de bunu duyup koşmaya başlamışız. Dünyanın en çok mesafe kat eden meslek gruplarından birisi berberlerdir. Olduğu yerde dönüp dururlar ama çok yürürler. Bizimki de o gün o hesap. Bilsem Strava açardım. Yorgunluktan günün ikinci molasını vermek için güneşin Kulturhuset'in de bulunduğu binanın arkasına saklandığı Sergels Torg'a geldik. Kulturhuset, İsveç'in merkezinde devasa bir kütüphane. Şehrin en kalabalık meydanlarından birine kütüphane yapmak cesaret isteyen bir şey. Yakarlar orayı Kamil!.

Çantaları sırtımızdan atmanın mutluluğuyla Sergels Torg'un köşesindeki mekana oturduk. Arkadaşın bira teklifine hayır diyemedim. Bira sonuçta:) Kafeden iki bira kapıp geldi. "Lanet olsun, tadı bir harika dostum!" nidalarında lageri mideye yuvarladım. Eriksberg güzel bir İsveç birası. Tanesi 70 SEK (23 Türk Lirası). Şimdi bir şeyi beğenmediğiniz zaman bok atarsınız ya, hah işte o zaman Dr. Jekyll'dan Mr. Hyde'a dönüşmüş oluyorsunuz. Dönüşmemek imkansız çünkü biranın Systembolaget fiyatı 6 lira. Bara gidersiniz, gece kulubüne girersiniz o zaman anlarım. Ben de hesap makinesiyle hesap yapan esnaf gibi vergiyi ekle, amortismanı düş, 23 bölü 6 eşittir 4 diyerek bu kadar fark olmaması gerektiğini belirttim ama nafile. Kıçı kırık kafenin birası işte, zaten self servis bla bla ahaha...

Bira beklerken arkama yaslanıp ortalığı gözlemleme fırsatım oldu. 25 yaşlarındaki ablanın bir tanesi her seferinde 4-5 adet yuvarlak halatı omuzlayıp yukarı götürdü, aşağı indi, sonra yine yukarı taşıdı. İşini yapıyor ve kimse bakmıyordu. Zaten ülke de bu şekilde. Kimse kimseye bakmıyor. Hadi baktı diyelim, fikrini belli etmiyor. Fikrini belli etti diyelim, çok fazla açıklama yapmıyor. Açıklama yaptı diyelim, uzatmıyor. Bir şey sorduğunuzda da tam tersi, siz ikna olana kadar yardımcı oluyorlar. Ablayı anlatmaya başlamışken İsveç'te cinsiyet, sınıf, din, ırk, mezhep vs. hiçbir şekilde ayrım yapılmadığından bahsetmem gerek. Ağır iş makinelerini kadınların kullandığı gibi -ki sadece benim gördüğüm çoğunlukla böyle- erkekler de kadınların yaptığı x bir işi yapabiliyor. Ataerkil toplumlardaki gibi "Kadından emir mi alacam lan ben!" diye bir durum yok.

Şu üstteki merdiven bebek arabası ya da engelli aracı için inşa edilmiş. Siz ortadan yürürken tekerler basamağın yan tarafındaki yüzeyde hareket ediyor.

Güneş yerini gölgeye bırakmaya yüz tutmuşken, bizim de yavaştan günü bitirme vaktimiz geldi. Birkaç mağaza daha gezip ardından markete uğradık. Bir sonraki yazıda anlatacağım.

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever