Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Stockholm merkezinde kafanızı yukarı kaldırdığınız anda kilise görmemeniz için bir neden yok. "Abi caminin önünde bekliyorum" der gibi adres tarifini kiliselere göre mi yapıyorlar merak ediyorum. 

Eurobarometer Poll 2010 verilerine göre İsveç'te "Bir çeşit ruh, tanrı veya yaşam gücünün olduğuna inanmıyorum" diyenlerin oranı %35 ( Wikipedia )

Burası Storkyrkan, Ana Kilise ya da Büyük Kilise

Sonunda meydanlık bir yere geldiğimizi farketmekle birlikte İsveç tanıtım fotoğraflarında sıkça yer alan Stortorget'te olduğumuzu anladım. Burası Gamla Stan'ın dar sokaklarında nefes alınabilecek, dinlenilebilecek yerlerden birisi. Ben de meydanı boş bulunca bir yerim şişmesin diye selfie çekip kendimi ölümsüzleştirdim. Ay em immortııılll!!! O kadar yol teptik buraya gelmek için!

İlker'in "Gel sana dondurma ısmarlayayım" sorusuna en kalbi duygularımla "evet" cevabı verdikten sonra meydandaki dondurma büfesinin yanına gittik. Yalnız "Çikolataya bandırayım mı, fıstığa da daldırayım mı?" gibi sualler olmaması bu kadar çikolata delisi bir ülke için beni ufak çapta hayal kırıklığına uğrattı. Çikolata, şeker olayı hakikaten çok mühim İsveç'te. En ufak markette bile hatırı sayılır bir şeker reyonu görmek olası. Nasıl anlatayım bilemiyorum ama haftada 1.5 kilo Konya şekeri, 2 kilo baklava, 300 adet bonibon (örnek verirken saçmalamak) falan tükettiğinizi düşünün. Çılgınlar gibi jelibon tüketiyorlar öyle böyle değil. Şeker dükkanları bizdeki baklava pastanelerin yerini almış bir anlamda.

Eyvallah dondurma tamam güzel ama çok pahalı. Dondurma çeşitlerimiz fotoğrafta görüldüğü üzeredir.

Yalana yalana Stortorget'deki çeşmeye doğru gidip biraz bank sırası bekledikten sonra baktık kimse kalkmıyor, Nobel Müzesi'nin önündeki kaldırımlara çöreklendik. Bu arada Stortorget "ana meydan" anlamına geliyor.

Nobel Edebiyat Ödülü'nün verildiği Nobel Müzesi meydanın kuzeye bakan tarafında yer almakta. Giriş ücretini merak edenler için hemen söyleyelim, 120 SEK yani yaklaşık 45 Türk Lirası. Müzenin ziyaret saatleri değişkenlik gösteriyor fakat en doğru bilgi için http://www.nobelmuseum.se/en/praktisk-info#opening-hours adresini ziyaret edebilirsiniz.

Günün ilk molasıydı. Oldukça keyifli, bir o kadar da yorucu bir yürüyüş olduğunu belirtmek gerek. Enerjiyi toplayıp yola devam edelim dedik. Gerçekten gezerken insanın midesine bir şeyler girmesi lazım. Bisiklet üzerinde sürekli tıkınan bir insan olarak enerji kaybına tahammül edemiyorum, yürürken de öyle. 

Sokaklarda kaybolmaya devam ederken aralardan yükselen bu yapı da Tyska Kyrkan, Alman Kilisesi. Yine mimari açıdan muazzam bir görünüme sahip.

"Avrupa'da yerlere çöp atmıyolar yeeaaa" geyiğine hiç girmeyeceğim fakat benim dikkatimi çeken başka bir nokta var. Kuralların olması ve uygulanması. Aslında kuralın uygulanması biraz fazla resmi oldu. Daha çok otokontrol olarak tanımlayabiliriz, evet otokontrol. Tam olarak kelime bu. Otokontrol olunca kuralın uygulanması için zaman kaybı, insan kaybı ve hatta kuralın uygulanması için istihdam edilecek mekan kaybı ortadan kalkıyor. Fotoğrafta görülen kullanım alanını maksimum seviyede değerlendirip dışarıya taşmayan bankların hizasına dikkat ediniz.

Gamla Stan'ın ara sokaklarını adımlarken gözümüze girecek büyüklükte bir tabelaya rastlamadık. Kapının önüne çıkıp "Biyruunn" diye kolundan tutup içeri çeken yok. Akşamın 6'sında çöp kamyonu çarşıya dalmıyor. Bir kova pis suyu dükkandan çıkarıp yola boşaltan da yok. Huzur var. Huzur demişken ağzımın tadı iyice kaçmasın diye yazıyı burada sonlandırıyorum. Sonraki yazı şu sokağın sonundan devam edecek.

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever