Hata mesajı

Notice: include() (/home/udhvkcpexl44/public_html/guneyegiderken.com/sites/all/themes/mxblog/tpl/views-view-fields---mxblog-block-section-content--block-single-post-meta.tpl.php dosyasının 40 satırı) içinde Undefined property: stdClass::$node_counter_totalcount.

Aslında macera bir gün öncesinden başladı. Yapılan işi son ana bırakmak damarlarımızdaki asil kanda mevcut mu? Mevcut. Tamam o zaman hadi sorun yaratalım. Ertesi gün Saraybosna'ya uçuyorum, şu an saat gecenin 11'i ve ben "Şöyle bisikleti kurup bir bakayım son olarak" düşüncesiyle kendime iş kesiyorum. Bir şeyi tamir edebilmek için önce bozmak lazım. Bagajı kırdım. Yazıya böyle pat diye başlanmaz biliyorum ama pat diye kırdım. Anlatayım...

Tura çıkmadan önceki hazırlık yaparken malzemeleri ortaya yığar ve düzenli bir şekilde kategorilendiririm. Yoksa mutlaka bir şeyler unutuluyor. Mesela yeşil torbadaki çadır kazıkları ve deniz gözlüğü haricindeki ıvır zıvırlar ön gidon çantasına girecek. Gerçi deniz gözlüğünü fazlalık diye almamıştım.

Arkada Türk bayrağı sallandırma olayına pek sıcak bakmıyorum. Ufak bir sticker beni tatmin ediyor. Herkesin görmesine gerek yok. Yolculuk Balkanlar'a olunca bayrağı gören gelecek, "Abi gel yemek ye" diyeninden "Yatacak yerin hazır" diyenine kadar çeşidimiz var. Bu konuda misafirperverliğimize laf söyletmem ama benim derdim başka. Hangi ülkeyi geziyorsam o ülkenin insanı ile iletişime geçmek isterim. Sanırım bu işten en karlı çıkanlar, başka ülke vatandaşı olup yolu Türkiye'den geçen turcular. 

Kullandığım bisiklet Lapierre'in cyclocross modeli olan CX ALU 500. Cyclocross/yol bisikletlerinde amacına uygun kullanım için çoğunlukla bagaj deliği bulunmaz. "Eee Surly de cyclocross ama" diyorsan o saykılkıros ile bu saykılkıros aynı şey değil. Yani senin tur bisikleti dediğin cyclocross ile çamurlu parkurda sırtına alıp koşturmalı cyclocross arasında güneşle ay kadar fark var. Bendeki çamurda koşturmalı olanından. Bir ara anlatırım, konumuza dönelim. Özet olarak bu bisiklete normal şartlarda bagaj takamıyorsunuz.

Ve hatta ikinci bir matara kafesi takmak için bile delik yok. Hal böyle olunca en mantıklı seçenek Ortlieb'ın çanta arkası suluk kafeslerinden almak oldu.

Pratik olmasının yanında tasarım olarak çok yakıştığını söyleyebilirim. Bisikletimin tasarımı benim için önemli, sağlamlık kadar önemli. Kullandığım bir objeden zevk almak istiyorsam güzel görünmesini isterim. Ortlieb'ların fosforlarını kapatmamak için sulukları çantaların ön tarafına takmak gibi bir fikriniz varsa şimdiden söyleyeyim aklınızdan geçirmeyin. Çünkü pedal çevirdiğinizde ayağınız çarpıyor. Bu problemi bagajı (ayarlı ise) ya da heybeleri biraz geriye alarak çözebilme imkanınız var ama onu da tavsiye etmem. Ağırlık merkezini de geriye almış olacağınızdan tırmanışlarda golden yavruları gibi diliniz dışarda gezersiniz. 10 günlük seyahate çıkıp 3+1 evi bisiklette taşıyanları anlamıyorum. Dostlar alışverişte görsün. Neyse güvenlik açısından da ayağın çantaya çarpma ve bisikletten düşme riski var. Bir bilgi daha; sağ-sol yükleri eşit ağırlık ve hizada dağıtmaya özen gösterin.

Dönelim bagaj mevzusuna. Bu tür durumlar için daha önce Kron XC 1000'de de kullandığım sele borusu bağlantılı bagajı tercih ediyorum. XC 1000'i satınca bagajı da yanında göndermiştim. Öyle olunca internette Edirne'deki bir firmadan bulup yenisini sipariş ettim fakat Çin'den getirttiğim eski bagaj kadar sağlam olmadığını da gördüm. Bagajı bisiklete takmak için sele borusu ve seleden rubleye uzanan çapraz boruları kullanıyorum. Ortlieb çantaları da doldurup yüklemeyi yaptım fakat çantaların bagaja oturduğu klips yerleri bagajın yanındaki vidalara sürtünce sinirim bozuldu. Ortlieb kullanalar bilir. Boşluk kalıyor ve tam oturmamış hissi yaratıyor. Sürtmesini engellemek için telleri dışa alayım derken "çaaaaatt" sesiyle karşılaşınca "Haah şimdi sıçtık" demem bir oldu. Kırılan yer, çantanın tekere sürtmesini engellemek için bagajın yan tarafta bulunan demirin ucu. Acayip moralim bozuldu. Aynı bagajı ertesi gün almam mümkün değil çünkü İstanbul sınırları içerisinde satan yer yok. Bildiğim tek bagajı da Kron'la beraber Kerem'e satmış olmam nedeniyle yapılacak tek şeyin gecenin köründe Kerem'e Whatsapp'tan mesaj atmak olacağını düşündüm.

"Şu an dünyadaki ihtiyacım olan tek şey senin elinde. Görür görmez yaz abi. Bagajı monte ederken kırıldı ve yarın uçağım var. Eğer İstanbul'daysan bir poşete koyup ilk bulduğun taksiyle gönder. İnternete falan baktım ama bu bagajı satan firma yok. Mesajı görünce acil ulaş"

Ahan da yumurta kapıya dayanınca atılan mesaj buna benzer bir şeydi. Böyle durumlara acayip takıntılıyım ve "N'apıyorum lan ben?" moduna girdim. Bir ara bisikleti bırakıp sırt çantasıyla mı gezsem diye düşündüm. Beyin durdu. Sonra bir bira açtım ve hiç bir şey yapmadan bisiklete baktım. Bisiklet bana baktı. Açtık telepatiyi ifadesiz konuşuyoruz. Problem vida değil. Tam olarak "Ben bu çantaları bagaja takamazsam tur yalan olur" durumu.

Akabinde 2 sene önce alıp birkaç kez kullandığım gerdirme ipleri aklıma geldi. Normal gerdirme lastiği gibi dandik değil. Esnekliği düşük ve sağlam. Simetrik olsun diye kopan kısmın karşısındaki vidayı çıkardım ve lastikleri gerdire gerdire bagaja sımsıkı bağlayarak kırdığım yer ile vidasını çıkarttığım yeri hizaladım. Artık sorun yok. Hem sorun yok hem de daha iyi oldu aslında. Çantaların sürtmesini engelleyen aluminyum parçaları çapraz olarak kullanınca yan parçaların alt seviyesi biraz daha aşağıya düştü ve daha stabil oldu:) Lastikleri o kadar gerdirdim ki çözmeye çalışsam alet edavat gerekli. Zaten tur bitene kadar bagaja bağlı şekilde kaldı.

Sinir stres yaşarken her şey olduğundan normale dönünce fiziksel ve psikolojik yorgunluğun verdiği etkiyle uyumam gerektiğini düşünerek savaş alanına dönmüş evi olduğu gibi bırakarak yatağa attım kendimi.

Ertesi gün kalktığımda Kerem aradı mı mesaj mı attı tam hatırlamıyorum ama yardımcı olmaya çalıştığını hatırlıyorum. O da sanırım adalar turu yapacakmış. "Gerekirse gönderirim" dedi. Bir şekilde hallettiğimi söyleyip konuyu kapattım ve diğer kurtarıcım olan Özgür'ü beklemeye başladım. Özgür'ün görevi iş yerinden çıktıktan sonra beni evden alıp Atatürk Havaalanı'na bırakmak:) Normalde bayram vakti çalışmıyor ama işi gereği mesaide bulunması gerekiyor. Bu adamı tarif etmem gerekirse; üniversite arkadaşım, ev arkadaşım, iş arkadaşım gibi ortak paydaları belirtebilirim. Okul biteli yaklaşık 15 sene oldu. 15 senedir arayan, benim de aradığım özel arkadaşlarımdan birisi. Facebook'ta fotoğrafa like yapıp geçenlerden değil yani. Sesi eskimeyenlerden. Hadi bizim devri boşver. Zaten bugün var-yarın yok tarzı ilişkilerden ibaretiz ama 70 yaşındaki insanlar bile birbirine telefondan "geçmiş olsun" demeye çekinip "Facebook profiline yazarım nasıl olsa" diye düşünüyor. Facebook'ta alakasız bir profil fotoğrafının altındaki yorumda başsağlığı dileyen insan gördüm ne diyeyim. Bazen serzenişte bulunayım derken konu dışına çıkabiliyorum, fena da olmuyor. Neyse kontrolü kaybetmeden yazmaya devam edeyim. İnsanın acil durumlarda arkadaşlarına ulaşabilmesi güzel. Daha doğrusu siz güzel bir şey yapmaya niyetlenirseniz yardımcı olmaya çalışan insanların sayısının da artıyor. Mesela taşımak için bisiklet kutusu ve yedek jant tellerini Ozan'dan aldım. Rota hakkında uzun uzun Ergun'la görüştüm. Hırvat sınırına yakın yoldan gidecektim. "Stolac'dan git" demeseydi ilerde anlatacağım Ljubisa ile tanışma fırsatı elde edemeyecektim. Fazla spoiler vermeyeyim. Balkanlar bisiklet turunda birçok arkadaşımın adı geçecek, kulakları çınlayacak. Net olan bir şey var; İskandinavya'da çayır, çimen, göl, bayır ile ne kadar konuştuysam Balkanlar'da da bir o kadar insan ile iletişimim oldu. Yalnızlığın az, insan hikayelerinin bol olduğu yazılar olacak.

Özgür geç kalıyorum olm, saat 2'ye geliyor. Gel artık!

güneyegiderken kullanıcısının resmi

Altan Demircan

Gezer, bisiklet sürer, araştırır, okur, kurcalar, bozar, çadırda uyur, balık tutar, bira içer, kedi sever